Kafadaki Şapka mı, İçindeki Işık mı?
Efendim, geçtiğimiz günlerde dost meclisinde bir hikâye düştü önümüze: "Mary’nin Şapkası." Hani şu bildiğimiz, huyu suyu yerinde ama kendi halinde, tabiri caizse "varlığıyla yokluğu bir" olan Mary’nin hikâyesi.
Vakayı biliyorsunuz; Mary bir gün dükkânın birinden süslü, püslü bir şapka beğenir. Şapkayı kafasına taktığı an, aynada gördüğü kadına kendisi bile inanamaz. Bir özgüven, bir neşe, bir vakar gelir üzerine... Dükkândan çıkar, yolda yürürken herkes ona selam verir; iş yerine gider, mesai arkadaşları hayranlıkla bakar. Mary o gün adeta bulutların üzerinde uçar. Akşam eve döndüğünde aynaya bir bakar ki ne görsün? Kafasında şapka falan yok! Meğer şapkayı daha dükkândan çıkmadan tezgâhta unutmuş.
Şimdi oturup düşünelim azizim... Mary o gün şapkasızdı ama neden herkes ona "başka" baktı? Çünkü Mary o gün şapkanın kendisine verdiğini sandığı o "izzeti" kendi ruhunda hissetti. Adımları değişti, bakışları netleşti, sesi gürleşti. Etrafındakiler bir kumaş parçasına değil, o kumaşın Mary’nin içinde uyandırdığı o dev uyanışa hürmet ettiler.
Bizim insanımız da bazen böyledir. Hep bir "şapka" ararız. "Şu makamı bir alayım bak nasıl değişecek hayatım," deriz. "Şu arabaya bir bineyim, şu kadar param olsun, şu unvanı yakama takayım..." Sanırız ki o dışarıdan takılan aksesuarlar bizi biz yapacak. Oysa Mary’nin unuttuğu o şapka gibi, dünya malı da, rütbe de, şan şöhret de tezgâhta kalır.
Asıl mesele, o şapka kafanda yokken de o vakarla yürüyebilmektir.
Eskiler boşuna dememiş; "Kılık kıyafetle adam olunmaz" diye. Ama biz meseleyi tersinden anlıyoruz. Eğer sen içindeki o cevheri, o Allah vergisi ışığı fark edersen; sırtındaki hırka da olsa, kafanda külah da olsa cihan sana selam durur.
Mary’nin o gün fark etmeden yaptığı şey, aslında hepimizin ihtiyacı olan o içsel devrimdir. Kendine inanmanın, kendine değer vermenin dış bir şarta bağlı olmadığını anladığı andır o an.
Bugün bir aynaya bakalım ama üzerimizdeki markalara, yakamızdaki rozetlere değil; o aynadan bize bakan "öz"e bakalım. Bakalım o Mary’nin dükkânda unuttuğu şapka olmadan da ışık saçabiliyor muyuz?
Unutmayın; güneş balçıkla sıvanmadığı gibi, insanın içindeki o asil ruh da "şapkasız" kaldı diye sönmez. Yeter ki siz o ışığı söndürmeyin.