1970 yılından beri İstanbul’a her gidişimde Topkapı Sarayı’nı Harem dairesi hariç ziyaret ederdim. İstanbul’a on yıldır gitmiyorum. On yıl içinde ne gibi değişiklikler yapıldı bilmiyorum. O dönemlerde kullanılan kılıçlar, Silahlar Giysiler, kullanılan mutfak eşyaları, Kutsal emanetler Hırka’ı Şerif -Hz Muhammed’in hırkası, kılıcı ve Kaşıkçı Elmas’ı en ilgimi çekenlerdi. Hepsi de kalın camlarla kaplı vitrin içinde. Eskiden Sarayda bulunan eşyaların çoğu yerli yerindeydi. Örneğin, padişah tahtı nerede kullanılmışsa oradaydı. Her şeyi hayal edip gözlerinizin önüne getirebiliyordunuz Sonradan reyonlar yapıldı ve eşyalar reyonlarda sergilenir oldu. Sanırım buna ziyaretçi sayısının artması neden oldu.
Harem dairesine girmek meseleydi . Kaç kez oraya girmeye niyetlendiysem ya inşaat var, ya da bakım var dediler. Bende harem dairesi merakı gittikçe artıyordu. Bir seferinde yine giremezsin dediler, İyice moralim bozulmuştu. Orada bulunan görevliye Müdür ya da yardımcısının yerini sordum. Tarif etti. Kapıyı çalıp girdim. Koltukta oturan İlber Ortaylı idi. Masasında kitap okuyor ve puro içiyordu. Ne istediğimi sordu. Öğretmen olduğumu, Harem Dairesini görmek istediğimi, her gelişimde bir bahane ile göremediğimi söyledim. Gülerek odacıyı çağırdı ve arkadaşı al, Harem’e götür, bir grubun içine alsınlar, dedi. Bileti aldım ve bir Alman grubuna dahil olarak İlber Ortaylı sayesinde Harem dairesini de görmüş oldum. Harem dairesi pek abartılı bir yer değildi. Odalar, koridorlar, banyolar, yukarda ince ahşap parmaklıklarla kaplı bir bölüm ve sekiler…
İlber Hoca’nın Mekanı cennet olsun, ışıklar içinde uyusun. Sevenlerinin başı sağ olsun. Hüseyin SEYFİ