Japonya’da dakiklik, yalnızca saate bakmakla ölçülen bir alışkanlık değildir. Orada zaman, bireysel bir mesele olmaktan çok, başkalarının hayatına duyulan saygının sessiz bir göstergesidir. Bunu anlatan küçük ama çarpıcı bir detay, Japon iş kültürünü anlamak için yeterlidir.
Birçok iş yerinde, işe ilk gelen çalışanlar araçlarını bilerek çıkışa en uzak noktalara park eder. En yakın park yerleri ise daha sonra gelenlere bırakılır. Bu davranış ne yazılı bir kuraldır ne de iş kanunlarında yer alan bir zorunluluk. Kimse bunu denetlemez, kimse hatırlatmaz. Yine de uygulanır.
Çünkü fikir son derece basittir: Eğer birinin zamanı kısıtlıysa, işten çıkarken ekstra bir koşuşturma yaşamamalı, gereksiz bir stresle karşılaşmamalıdır. Günün sonunda herkesin hayatı farklıdır; kimi çocuğunu almaya yetişecektir, kimi bir randevuya, kimi yaşlı bir yakınına… Erken gelen biri için birkaç dakika kaybetmek büyük bir sorun değildir ama geç kalma ihtimali olan biri için o birkaç dakika çok şey ifade edebilir.
Bu küçük tercih, Japon toplumunda kolektif refahın bireysel konfor kadar önemli olduğunu gösterir. “Ben önce geldim, ben hak ettim” düşüncesi yerine, “Başkası zorlanmasın” anlayışı öne çıkar. Kimse alkış almaz, kimse teşekkür beklemez. Yapılan şey görünmezdir ama etkisi büyüktür.
Aslında bu bir park meselesi değil; bir zihniyet meselesidir. Toplumsal düzenin, büyük yasalarla değil, küçük jestlerle ayakta durabileceğini hatırlatan bir davranıştır. Kimseyi zorlamadan, kimseyi suçlamadan, sadece empatiyle…
Belki de modern dünyanın en çok unuttuğu şey tam olarak budur: Küçük davranışların büyük bir toplumsal iklim yarattığı gerçeği. Japonya’dan gelen bu sessiz ders, sadece iş yerleri için değil, günlük hayatın her alanı için güçlü bir hatırlatmadır.
Küçük jestler…
Büyük etkiler