İrdeleme Defteri
Köşe Yazarı
İrdeleme Defteri
 

Hepimiz Seçici Günahkârlarız

İnsan, kendisini iyi biri olarak görmek ister. Vicdanının temiz olduğuna inanmak, hatalarını gerekçelendirmek ve yaptığı yanlışları “zorunluluk”, başkalarınınkini ise “ahlaksızlık” olarak etiketlemek çoğumuz için tanıdık bir davranıştır. Bu yüzden belki de modern insanın en görünmez alışkanlıklarından biri, seçici bir ahlak anlayışıyla yaşamaktır. Başka bir ifadeyle: Hepimiz biraz seçici günahkârız. Günlük hayatın küçük sahnelerinde bunu açıkça görebiliriz. Trafikte kırmızı ışıkta geçen biri “sorumsuz”, ama biz acelemiz olduğu için geçtiğimizde “mecburiyet” vardır. Başkasının vergi kaçırması hırsızlıktır; fakat fiş almadan alışveriş yapmak “sistemin açığını kullanmak” olarak görülür. Gürültü yapan komşu saygısızdır, ancak yüksek sesle müzik dinlediğimizde eğleniyoruzdur. Yargı ölçümüz değişmez; değişen yalnızca yargının yönüdür. Bu seçicilik, yalnızca bireysel davranışlarla sınırlı değildir. Toplumsal ve kültürel alanlarda da aynı refleksle hareket ederiz. Kendi görüşümüze uymayan bir hatayı büyütürken, aynı hatayı “bizden” biri yaptığında görmezden gelme eğilimi gösteririz. Futbol taraftarlığından siyasete, sosyal medyadan mahalle ilişkilerine kadar pek çok alanda adalet duygumuz, tarafımıza göre şekil değiştirebilir. Böylece haklı olmak ile haklı çıkmak arasındaki fark giderek silikleşir. Seçici ahlakın temelinde çoğu zaman insanın kendisini koruma içgüdüsü yatar. Psikolojide buna bilişsel uyumsuzluk denir: Kişi, kendisini iyi biri olarak görmek ister; fakat davranışı bu imajla çeliştiğinde, davranışını değiştirmek yerine onu meşrulaştırma yoluna gider. “Herkes yapıyor”, “Ben mecburdum”, “Bir kereden bir şey olmaz” gibi cümleler, vicdan ile davranış arasındaki gerilimi azaltmanın pratik yollarıdır. Ancak bu yaklaşımın uzun vadede önemli bir bedeli vardır. Seçici ahlak yaygınlaştıkça toplumsal güven zedelenir. Kuralların yalnızca başkaları için geçerli olduğu bir ortamda adalet duygusu aşınır. İnsanlar sistemin değil, fırsatın peşinden koşmaya başlar. Bu durum yalnızca kurumlara değil, komşuluk ilişkilerine, iş hayatına ve aile bağlarına kadar uzanan bir güven erozyonuna yol açar. Oysa gerçek ahlak, başkalarını yargıladığımız ölçütleri kendimize de uygulayabildiğimiz noktada başlar. Başkası için istediğimiz adaleti kendimiz için de kabul edebilmek, insanın iç tutarlılığını güçlendirir. Küçük yanlışları meşrulaştırmak yerine, onları fark edip düzeltmeye çalışmak; başkalarının hatalarını büyütmek yerine, kendi payımıza düşeni görmek toplumsal hayatı da daha yaşanabilir hale getirir. Belki de mesele kusursuz olmak değildir. İnsan hata yapar, yanılır, eksik kalır. Fakat önemli olan, hatalarımızı seçici bir mercekten değil, dürüst bir aynadan görebilmektir. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, bireyin kendi vicdanıyla yaptığı sessiz hesaplaşmada başlar. Kendimize şu soruyu sormak, iyi bir başlangıç olabilir: Başkasında eleştirdiğim davranışı ben yaptığımda ne hissediyorum? Cevap rahatsız ediyorsa, belki de gerçek değişim tam orada başlıyordur.
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2026 -Perşembe

Hepimiz Seçici Günahkârlarız

İnsan, kendisini iyi biri olarak görmek ister. Vicdanının temiz olduğuna inanmak, hatalarını gerekçelendirmek ve yaptığı yanlışları “zorunluluk”, başkalarınınkini ise “ahlaksızlık” olarak etiketlemek çoğumuz için tanıdık bir davranıştır. Bu yüzden belki de modern insanın en görünmez alışkanlıklarından biri, seçici bir ahlak anlayışıyla yaşamaktır. Başka bir ifadeyle: Hepimiz biraz seçici günahkârız.

Günlük hayatın küçük sahnelerinde bunu açıkça görebiliriz. Trafikte kırmızı ışıkta geçen biri “sorumsuz”, ama biz acelemiz olduğu için geçtiğimizde “mecburiyet” vardır. Başkasının vergi kaçırması hırsızlıktır; fakat fiş almadan alışveriş yapmak “sistemin açığını kullanmak” olarak görülür. Gürültü yapan komşu saygısızdır, ancak yüksek sesle müzik dinlediğimizde eğleniyoruzdur. Yargı ölçümüz değişmez; değişen yalnızca yargının yönüdür.

Bu seçicilik, yalnızca bireysel davranışlarla sınırlı değildir. Toplumsal ve kültürel alanlarda da aynı refleksle hareket ederiz. Kendi görüşümüze uymayan bir hatayı büyütürken, aynı hatayı “bizden” biri yaptığında görmezden gelme eğilimi gösteririz. Futbol taraftarlığından siyasete, sosyal medyadan mahalle ilişkilerine kadar pek çok alanda adalet duygumuz, tarafımıza göre şekil değiştirebilir. Böylece haklı olmak ile haklı çıkmak arasındaki fark giderek silikleşir.

Seçici ahlakın temelinde çoğu zaman insanın kendisini koruma içgüdüsü yatar. Psikolojide buna bilişsel uyumsuzluk denir: Kişi, kendisini iyi biri olarak görmek ister; fakat davranışı bu imajla çeliştiğinde, davranışını değiştirmek yerine onu meşrulaştırma yoluna gider. “Herkes yapıyor”, “Ben mecburdum”, “Bir kereden bir şey olmaz” gibi cümleler, vicdan ile davranış arasındaki gerilimi azaltmanın pratik yollarıdır.

Ancak bu yaklaşımın uzun vadede önemli bir bedeli vardır. Seçici ahlak yaygınlaştıkça toplumsal güven zedelenir. Kuralların yalnızca başkaları için geçerli olduğu bir ortamda adalet duygusu aşınır. İnsanlar sistemin değil, fırsatın peşinden koşmaya başlar. Bu durum yalnızca kurumlara değil, komşuluk ilişkilerine, iş hayatına ve aile bağlarına kadar uzanan bir güven erozyonuna yol açar.

Oysa gerçek ahlak, başkalarını yargıladığımız ölçütleri kendimize de uygulayabildiğimiz noktada başlar. Başkası için istediğimiz adaleti kendimiz için de kabul edebilmek, insanın iç tutarlılığını güçlendirir. Küçük yanlışları meşrulaştırmak yerine, onları fark edip düzeltmeye çalışmak; başkalarının hatalarını büyütmek yerine, kendi payımıza düşeni görmek toplumsal hayatı da daha yaşanabilir hale getirir.

Belki de mesele kusursuz olmak değildir. İnsan hata yapar, yanılır, eksik kalır. Fakat önemli olan, hatalarımızı seçici bir mercekten değil, dürüst bir aynadan görebilmektir. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, bireyin kendi vicdanıyla yaptığı sessiz hesaplaşmada başlar.

Kendimize şu soruyu sormak, iyi bir başlangıç olabilir: Başkasında eleştirdiğim davranışı ben yaptığımda ne hissediyorum? Cevap rahatsız ediyorsa, belki de gerçek değişim tam orada başlıyordur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve avanoshabergazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.