Bazı ülkelerde hayat takvimle akar. Ne zaman ne olacağı, hangi durumda hangi adımın atılacağı önceden bellidir. İnsanlar sabah uyandıklarında “acaba bugün ne olacak” sorusunu değil, “bugün yapılacaklar listemde ne var” sorusunu düşünür.
Bizde ise çoğu zaman bir başka refleks hâkimdir: beklemek.
Karne günü yaklaşır, öğrenciler ve veliler okul müdürünün yapacağı açıklamayı bekler. Karne saat kaçta alınacak, törensiz mi olacak, erken mi çıkılacak… Hepsi bir kişinin ağzından çıkacak cümleye bağlıdır.
Kış gelir, kar yağar, yollar herkes için tehlikeli hale gelmiştir. Bu kez gözler valiliklere çevrilir. Ulaşım zorlaşır, yollar buz tutar, servisler risklidir ama yine de herkes aynı sorunun cevabını bekler: “Acaba tatil olacak mı?”
Asgari ücret görüşmeleri başlar, milyonlarca çalışan günlerce hatta haftalarca hükümetten gelecek açıklamayı bekler. Rakam değil sadece, hayat planları da askıya alınır. Ev kirası, borç, okul masrafı, mutfak hesabı… Hepsi tek bir açıklamaya endekslenir.
Aslında mesele sadece kar tatili, karne saati ya da maaş değildir. Mesele, hayatımızın birçok alanının net kurallara değil, kişisel kararlara bağlı olmasıdır.
Oysa dünyanın pek çok ülkesinde bu konular çok daha önceden tanımlanmıştır.
Belirli bir sıcaklığın altına düşüldüğünde, belirli bir kar kalınlığı aşıldığında okullar otomatik olarak tatil olur. Kimse sosyal medyada “tatil olur mu” tartışması yapmaz.
Asgari ücret, enflasyon oranı ve büyüme verileriyle bağlantılıdır; sürpriz olmaz.
Karne günü, ders yılı başında ilan edilen saatlerde gerçekleşir; kimse son dakikada beklemez.
Bizde ise çoğu zaman “duruma göre bakılır”.
Bu “bakma” süresi uzadıkça belirsizlik büyür, stres artar. En alttakiler bekler, en üsttekiler karar verir. Ve bu döngü yıllardır pek değişmez.
Üstelik bu sadece kamu yönetimiyle de sınırlı değildir.
İzin tarihleri, toplantı saatleri, hatta bazen mesai bitimi bile son anda netleşir. Plan yapmak yerine, duruma uyum sağlamaya çalışırız. Zamanla bu, normalleşir.
Oysa kurallar, insanı kısıtlamak için değil; belirsizliği azaltmak için vardır.
Netlik, güven duygusu yaratır. Güven ise hem bireyin hem toplumun nefes almasını sağlar.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Neden hâlâ bu kadar çok konuda birilerinin kararını beklemek zorundayız?
Ve neden bekleyenler hep aynı kesim oluyor?
Cevabı zor ama mesele açık: Kuralla yönetilen bir sistem, kişilere bağlı olandan her zaman daha adildir